Duyguyu adlandırmak neden bu kadar rahatlatıyor
İçimizdeki belirsiz huzursuzluğa doğru ismi verdiğimizde alarm sesi kısılır. Duyguları tanımanın ve tarif etmenin gündelik hayattaki karşılığı.
Kerem Ilgaz 3 dk okuma
Bir duygu, adı konmadığı sürece boyutlarını büyütmeye devam eder. İçimizde dolaşan huzursuzluğu "kötü hissediyorum" diye tarif ettiğimizde, aslında elimizde tek bir kocaman bulut kalır; nereden başlayacağımızı, neyin bizi rahatsız ettiğini, ne kadar sürdüğünü kestiremeyiz. Oysa aynı duyguya "kırgınım", "utandım", "yetişememekten geriliyorum" gibi daha keskin bir isim verdiğimizde bulut şeklini bulur. Şekli olan şeyle konuşabilir, pazarlık edebilir, hatta ona sınır çizebiliriz.
Adlandırmak neden bu kadar rahatlatıyor
Duyguyu kelimeye dökmek, onu yaşamaktan vazgeçmek demek değildir. Tam tersine, hissi tam olarak tanımaya çalıştığımızda bedenimizdeki alarm sesi biraz kısılır. Çünkü zihin, belirsiz tehdit karşısında sürekli tetikte bekler; tehdidin ne olduğunu öğrendiğinde ise enerjisini beklemekten çözmeye kaydırır. "Toplantıda söylediğim şeyin yanlış anlaşılmasından korkuyorum" cümlesi, "içim içimi yiyor" cümlesinden çok daha az yorucudur, çünkü ikincisinde zihin hâlâ arama modundadır.
Bir başka etki de mesafe duygusudur. Kendi hissimizi kelimelerle tarif ederken bir anlığına anlatıcı koltuğuna geçeriz. Artık duygunun tam ortasında değil, biraz kenarındayızdır. Bu küçük mesafe, tepki vermekle yanıt vermek arasındaki farkı yaratır. Aradaki o iki saniyelik boşluk, çoğu ilişkide en kıymetli boşluktur.
Kelime dağarcığı duygusal beceridir
Renkleri yalnızca "mavi" diye bilen biriyle lacivert, çivit ve turkuazı ayırt eden biri aynı manzarayı farklı görür. Duygular için de durum böyledir. Öfke başlığının altında sabırsızlık, haksızlığa uğramışlık, korumacılık ve incinmişlik ayrı ayrı yaşar. Bunları birbirinden ayırabilen kişi, tepkisini de daha isabetli seçer. Haksızlığa uğramışlığa itiraz gerekir, incinmişliğe ise yakınlık.
Kelime dağarcığını genişletmenin yolu sözlük ezberlemekten geçmez. Gün içinde durup "bu tam olarak ne?" diye sormak yeterlidir. Sıkıntı mı, yorgunluk mu, hayal kırıklığı mı? Bu soruyu sormaya alışan kişi, birkaç hafta içinde kendi tekrar eden duygusal desenlerini fark etmeye başlar. Aynı saatlerde gelen aynı huzursuzluk, aynı konuda tekrarlayan aynı gerilim.
İki kelimeli bir alıştırma
En sade yöntem, günün üç ayrı anında kendinize iki kelimelik bir not düşmektir: bir duygu adı, bir de nedeni. "Gergin, çünkü sıra bende." "Rahat, çünkü iş bitti." "Kırgın, çünkü fark edilmedim." Bu notların uzun olması gerekmez; hatta uzunluk çoğu zaman zararlıdır, çünkü açıklama yapmaya başladığımızda kendimizi savunmaya geçeriz. Kısa not, savunmasız bir gözlemdir.
Bir süre sonra bu notların içinde tuhaf bir düzen belirir. Çoğu insanın gün içindeki duygusal iniş çıkışları rastgele değildir; belli tetikleyicilere, belli saatlere, belli kişilerle geçen belli konuşmalara bağlıdır. Deseni gören kişi, duygunun kendisiyle uğraşmak yerine koşullarıyla uğraşabilir. Bu, çok daha az çaba isteyen bir müdahaledir.
Karşı tarafın duygusunu adlandırmak
Aynı beceri, ilişkilerde de işe yarar. Karşımızdaki kişi sesini yükselttiğinde ona "sakin ol" demek neredeyse hiçbir zaman işe yaramaz, çünkü bu cümle duyguyu geçersiz sayar. Bunun yerine "sanki bu konuda yalnız bırakıldığını hissediyorsun" gibi bir tahmin yürütmek, tahmin yanlış olsa bile bambaşka bir kapı açar. Yanlışsa düzeltilir, doğruysa gerilim düşer. Her iki durumda da konuşma, birbirini suçlamaktan birbirini anlamaya kayar.
Burada dikkat edilmesi gereken bir incelik var: adlandırma teşhis değildir. "Sen aslında kıskanıyorsun" demek, kişiye kendi iç dünyasını dışarıdan dayatmaktır ve genellikle ters teper. Oysa "acaba biraz kıskançlık da var mı?" sorusu bir davettir. Fark, cümlenin sonundaki noktanın soru işaretine dönüşmesindedir.
Sabırla kazanılan bir alışkanlık
Duyguyu adlandırmak, birkaç günde ustalaşılan bir teknik değildir. İlk haftalarda kelimeler yetersiz, tarifler kaba gelir. Bu doğaldır; çoğumuz kendi iç dünyamızı anlatmayı hiç öğrenmedik, çünkü büyürken duygularımız çoğunlukla "geçer" ya da "abartma" ile karşılandı. Bu yüzden yeniden öğrenmek biraz zaman alır.
Ama kazanç, harcanan zamanla kıyaslanmayacak kadar büyüktür. Kendi hissini tarif edebilen kişi, o hissi bastırmak zorunda kalmaz; bastırılmayan duygu da patlamak zorunda kalmaz. Uzun vadede en sakin görünen insanlar, duygusu az olanlar değil, duygusunu tanıyanlardır. Onlar fırtınayı yaşamaz değildir; sadece fırtınanın adını bilirler ve adını bildikleri şeyin geçeceğini de bilirler.