İçeriğe geç
Batman Karar

Gündelik meraklara farklı açılardan bakış

Psikoloji

Misafirlikten Dönünce Çöken Yorgunluğun Sebebi

Keyifli geçen bir davetin ardından gelen bitkinlik, insanları sevmemekle ilgili değil. Sosyal dikkat, sessizce enerji harcar.

Kerem Ilgaz 3 dk okuma

Güzel geçmiş bir misafirlikten dönüp kapıyı kapattığınızda beliren o ağır sessizlik, çoğu insanın tanıdığı bir histir. Kimse kırılmamıştır, sofra keyifli olmuştur, sohbet akıp gitmiştir; yine de üzerinize bir yorgunluk çöker. Ayakkabıları çıkarır, kanepeye oturur ve bir süre hiçbir şey yapmak istemezsiniz. Bu yorgunluğun kaynağı çoğu zaman yanlış anlaşılır.

Misafirlik yorgunluğu, insanları sevmemekle ilgili değildir. Sosyal ortamda geçirilen süre, bedenin ve zihnin sürekli açık kalmasını gerektirir. Konuşulanı takip etmek, sıranın kime geldiğini sezmek, yüz ifadesini ayarlamak, ortamın havasını okumak. Bunların hepsi arka planda çalışan işlemlerdir ve enerji harcarlar.

Sürekli açık kalan bir dikkat

Bir sofrada oturmak, aslında tek bir görev değildir. Aynı anda birden fazla konuşmayı duyarsınız, hangisine yöneleceğinize karar verirsiniz, kimin sözü kesilmiş kimin sesi duyulmamış fark edersiniz. Bu tür sosyal izleme, bilinçli olarak yapılmadığı için görünmez kalır. Ama bittiğinde bıraktığı yorgunluk gerçektir.

Buna bir de kendini sunma çabası eklenir. Misafirlikte insan, kendi evindeki halinden biraz farklı durur. Oturuşu düzelir, cümleleri daha özenli kurulur, tepkileri biraz yumuşatılır. Bu ayarlamaların hiçbiri yapmacıklık değildir; ortamın gerektirdiği doğal bir uyumdur. Fakat uyum, sürekli küçük düzeltmeler yapmak demektir ve düzeltme yorar.

Neden iyi geçen buluşmalar da yorar

Yorgunluğu şaşırtıcı kılan, buluşmanın kötü geçmemiş olmasıdır. Kötü geçse yorgunluk anlaşılır bulunurdu. Oysa keyifli bir sohbet de aynı dikkat kaynaklarını kullanır. Gülmek, dinlemek, anlatmak, hepsi katılım gerektirir. Fark, yorgunluğun sonunda huzursuzluk değil, tatlı bir bitkinlik bırakmasıdır.

Kalabalığın büyüklüğü de belirleyicidir. İki kişiyle yapılan üç saatlik sohbet ile on kişilik bir masada geçirilen üç saat aynı değildir. Kişi sayısı arttıkça takip edilmesi gereken ilişki sayısı katlanarak artar. Bu yüzden bazı insanlar küçük buluşmalardan enerjik, kalabalık davetlerden tükenmiş çıkar.

Mekânın kendisi de hesaba katılmalıdır. Yüksek sesli müzik, sıcak bir oda, sert bir sandalye, geç saat. Bunların hepsi bedeni zorlar ve sosyal yorgunluğa eklenir. Çoğu zaman ortamı değiştirmek, insan ilişkisini değiştirmekten daha etkilidir.

Dönüş yolunun sessizliği

Misafirlikten dönerken arabada ya da yolda kurulan sessizlik tesadüf değildir. Zihin, biriktirdiği izlenimleri sıraya koymaya çalışır. Bu esnada konuşmak zorunda kalmak, yorgunluğu uzatır. Eşler, arkadaşlar ya da ev halkı bunu bir küslük sanabilir; oysa çoğu zaman yalnızca bir toparlanma aralığıdır.

Bu aralığa alan tanımak, ilişkileri gereksiz gerilimden korur. "Yolda pek konuşmak istemiyorum, sadece biraz sessizliğe ihtiyacım var" cümlesi, susmanın anlamını netleştirir. Açıklanmayan sessizlik yanlış okunmaya açıktır; açıklanan sessizlik dinlendirir.

Yorgunluğu azaltmanın küçük yolları

Misafirlik yorgunluğunu tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir, ama yönetilebilir. En işe yarayan yöntemlerden biri, davet sırasında kısa aralar vermektir. Mutfağa yardıma gitmek, balkona çıkmak, birkaç dakika tek başına kalmak, dikkat sistemini kısa süreliğine kapatır. Bu küçük molalar, akşamın sonundaki çöküşü belirgin biçimde hafifletir.

Bir diğeri, sürenin baştan belirlenmesidir. Ne zaman kalkılacağını bilmek, zihnin sonu olmayan bir maratona hazırlanmasını engeller. Belirsiz süreli bir buluşma, aynı uzunlukta ama sonu belli bir buluşmadan daha yorucudur.

Dönüşte de kendine bir geçiş zamanı tanımak gerekir. Eve girer girmez ev işine dalmak yerine, on beş dakika hiçbir şey yapmamak toparlanmayı hızlandırır. Duş almak, çay demlemek, pencereden dışarı bakmak yeterlidir.

Bu yorgunluğun kişiden kişiye değişmesi de doğaldır. Kimi insan sosyal ortamdan enerji toplar, kimi insan onu bir performans gibi yaşar. Aynı evde yaşayan iki kişi aynı davetten farklı hallerde dönebilir. Bu farkı bir tartışma konusu yapmak yerine kabul etmek, ev içindeki gerginliği azaltır.

Ayrıca yorgunluğun bir kısmı, davetin içeriğinden değil sıklığından gelir. Üst üste gelen buluşmalar, aradaki toparlanma süresini ortadan kaldırır. Haftada birkaç sosyal program varsa, aralarına boş bir akşam koymak, hepsinin daha keyifli geçmesini sağlar.

Sonuçta bu yorgunluk, sosyal hayatın bir arızası değil, bedelidir. İnsanlarla vakit geçirmek katılmayı gerektirir, katılmak da enerji ister. Bunu bilerek plan yapmak, davetleri sevmeyi bırakmak yerine onları sürdürebilir kılar. Yorulduğunu kabul eden kişi, bir sonraki davete daha istekli gider.